Bağışıklık Sistemi, Bakteri ve Virüsler
- 22 Ağu 2024
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 27 Nis
Bağışıklık, vücudun olası zararlı maddelere ve anormal yapıdaki hücrelere direnmesi veya bunları uzaklaştırması olarak ifade edilir. Vücudun iç savunma sistemi olan bağışıklık sistemi; vücudun kendi hücrelerine yabancı olan maddeleri tanımada ve etkisiz hale getirmede çeşitli faaliyetlerde kilit rol oynar.
Bakteriler ve virüsler gibi istilacı ve hastalık yapıcı mikroorganizmalara patojen denir. Bağışıklık sistemi; vücudu patojenlere karşı savunur, travmaya veya hastalığa bağlı olarak yapısal hasar almış hücreleri ortadan kaldırır, yara iyileşmesi ve doku onarımını kolaylaştırır.

GÖRSEL SARS-CoV-2 virüsü
Vücudun kendi içinde gelişen anormal ya da mutasyonlu hücreleri tanımlayıp yok eder. İmmün gözetim/denetim olarak adlandırılan bu son görev, kansere karşı ana savunma mekanizmasıdır.
Vücudumuzun bu savunma sistemi kimi zaman normalde zararsız olan bazı maddelere karşı alerjik reaksiyon oluşturur. Nadir durumlarda ise uygunsuz tepkiler oluşturarak kendi vücut hücrelerine karşı antikor üretir ve otoimmün hastalıklara yol açar.

GÖRSEL T hücresi kanser hücresine saldırırken
Günlük hayatımızdaki birçok eylem bağışıklık sistemimizin işlevini etkiler; bu nedenle bağışıklık, farklı düzeylerde de olsa sürekli bir etki altındadır. Bu eylemlerden farklı olarak egzersiz, bağışıklık sistemi üzerindeki etkileri bakımından ayrı bir başlığı hak eder. Çünkü egzersiz hem kısa vadeli (akut) hem de uzun vadeli (kronik) bağışıklık sistemi işleyişinde belirgin bir role sahiptir.
Bakteriler ve virüsler. Vücudumuzu dış çevreden tehdit eden başlıca yabancı maddeler bakteriler ve virüslerdir. Bakteriler; çekirdek bulundurmayan ancak hayatta kalma ve üreme için gerekli donanıma sahip tek hücreli canlılardır. Vücuda giren patojenik bakteriler; enzimler veya toksinler salarak dokulara hasar verir, hücre işlevlerini bozar ve hastalığa yol açar.
Virüsler, bakterilerden farklı olarak hücresel varlıklar değildir. Yapılarında yalnızca nükleik asitler (DNA veya RNA) bulunur ve bu genetik materyal bir protein kılıfıyla çevrilidir. Enerji üretimi ve protein sentezi için gerekli hücresel mekanizmaya sahip olmadıklarından metabolizmaları bulunmaz ve bağımsız olarak üreyemezler.

GÖRSEL Egzersiz ve immün fonksiyon
Bir virüs vücut hücresini enfekte ettiğinde, hücrenin biyokimyasal mekanizmalarını kendi replikasyonu için kullanır. Genetik materyalini hücreye enjekte ettiğinde, virüsün çoğalması için gereken protein sentezi başlar. Enfekte hücre artık yabancı olarak algılanır; virüs bu hücreyi kendi çoğalması için bir fabrikaya dönüştürürken hücrenin normal işlevlerini de bozar.

GÖRSEL Virüsün kendini çoğaltması
Yakın tarihte büyük etki yaratan virüslere baktığımızda kuş gribi, domuz gribi ve COVID-19 (SARS-CoV-2) gibi hastalıklar öne çıkmaktadır. Yüksek ölüm oranlarına neden olabilen ve tüm dünyayı etkisi altına alabilen bu virüslerin en belirgin ortak özelliği solunum yoluyla bulaşmalarıdır; damlacık ve aerosol yoluyla yayılmaları ise salgın potansiyellerini önemli ölçüde artırır.
Virüsler birçok yüzeyde saatlerce, bazı doku ve yapılarda ise günlerce canlı kalabilir. Bir kapı koluna dokunan kişinin elini ağzına götürmesi kadar basit bir eylem, virüs bulaşması için yeterli olabilir. Virüsten virüse farklılık göstermekle birlikte, genel belirtiler arasında ateş, öksürük ve nefes almada güçlük sayılabilir.
Tüm bu özellikler, bağışıklık sisteminin hem patojenlerle hem de enfekte hücrelerle nasıl mücadele ettiğini anlamayı zorunlu kılar. Bu mücadelenin ilk halkası olan dış savunma mekanizmalarına bir sonraki bölümde değineceğiz.
Sonuç olarak,
Konuya ilişkin bilginizi tamamlamak ve kendinize seviye atlatmak için önceki ve sonraki yazılara göz atmayı ihmal etmeyin. Linklere aşağıdan ulaşabilirsiniz.
SSPS - level up yourself
Bu ve sitemizde yer alan diğer yazılar SSPS spor ve sağlık bilimleri kütüphanesi kaynakları kullanılarak hazırlanmıştır.



